|
SANAT EĞİTİMİNİN GEREKLİLİĞİ
ve ÖĞRETMENİN ROLÜ ÜZERİNE
Sanat eğitimi, tıpkı bilim
eğitimi gibi gerekli, ama yöntemleri farklı bir eğitimdir.
Yani bilimin eğitimi olduğu gibi sanatın da, yaratıcılığın da
eğitimi olur. Yeter ki erken başlansın. Anne karnından,
yaşamın sonuna kadar da sürer. Burada algılama, eleştirel
bakma ve sezgi çok önemlidir. Teknolojik yoğunlaşmanın
yaşandığı günümüzde çağı yakalamanın, çağdaş olmanın ve
ilerlemenin tek yolu, yaratıcı ve eleştirici düşünme
yeteneğine sahip nesiller yetiştirmektir.
Görsel bombardıman altında
yaşarken seçmek, almak, ayıklamak da bir kültür ve eğitimini
ister. Bu nedenle yaratıcı bireylere gereksinme vardır.
Sonuçta alınan eğitim, doğru değerlendirme yapmayı da
beraberinde getirecektir. Sanat eğitiminin temelinde de
öğrenciyi düşünmeye alıştırmak, görsel not almasını sağlamak,
çevreye bakma tarzı oluşturmak, farklı ilişkilendirmeleri
gerçekleştirmesini sağlamak ve bunu bir yaşam biçimi yapmak
yatar.
Eğitim sistemi eskiyi tekrar
etmek olamaz, ondan yararlanır ama orada kalamaz. Salt
bilginin ve zanaata yönelik becerilerin kazandırılması da
sağlıklı bir sanat eğitiminin tek yöntemi değildir. Burada
asıl olan yaratıcı süreçte zihne dayalı yeteneklerin, algının
geliştirilmesi, değişik ilişkilendirmeler yapabilen, farklı
yollardan geçebilen, standart olmayan bir öğrenci biçimidir.
Yoksa bakış açısı dar, görmeyen, algılayamayan, düşünmeyen,
çevreye, olaylara eleştirel bakamayan, başka modelleri
benimseyip kişilik gösteremeyen ve de tabii ki yönetilmeye
hazır insan tipiyle bir yere varılamaz. Bunun aksi sanat
eğitiminden geçer. Sanat eğitiminde yöntemler, durmadan
tartışılmak ve değiştirilmek, yenilenmek en önemlisi de bireye
göre yapılanmak zorundadır. Önemli olan kişilikli olmaktır. En
başta eğitim sistemimizin ve uygulamanın buna göre
düzenlenmesi gerekmektedir. Alan okulları dışında sanat
eğitimi iki amaçlı yürütülebilir. Sanat eğitimini alanlar,
devam edecekler, sanatı yaşam biçimi olarak kabul edecek
yetide ve yapıda olanlar, bir de sanatı bilinçli olarak
tüketecekler, takip edeceklerdir. Bir örnek; tiyatroda
oynayanlar ve tiyatro izleyicileri. İzleyicinin de doğru,
gerekli tadı, hazzı ve bilgiyi alması önemlidir. Bunlar
yönetmeliklerde en ideal şekilde yerini alır. Ama yaşama doğru
ve yeterli geçmesi önemlidir. Maddi koşullar kadar, içerik de
önemlidir uygulamaya geçerken. Atölye yok, sınıflar kalabalık
ve iyi bir eğitim düşlemi. Ama bu koşullar da yetmez. Verilen
eğitimin niteliği ondan da önemlidir.
Tabii ki sanat eğitimi salt
uygulama, çizim vb. değildir. Bir de bu eğitimin kültür boyutu
vardır. Çok önemli, gerekli olan. Alt yapının bilgi
yükleminde olması demek, yaratıcılığa o kadar katkısı olması
demektir. Önemli olan sanat eğitiminin sistemin içinde özerk
olarak yerini almasıdır. Başka derslerin destekleyiciliğinde
ya da başka derslere yerini vermekten çok, kendi alanın
diliyle gerçekleşmelidir. Bu anlamda diğer alanlara daha
sağlıklı bir şekilde yararı olacaktır.
Yaşamdaki çirkinlik, kirlilik
yeterince sanat eğitimine değer verilmemesinden
kaynaklanmaktadır. Genlerden gelenler önemlidir ama ondan
önemlisi eğitimle gelişilebilmenin bilinciyle hareket
edilmesidir. Öğrenci, öğretmenin kişiliği dışında farklı bir
kişiliktir. Eğitim, bununla başlar. Yoksa önce anne baba,
sonra öğretmen modeliyle yaşamak ve yaşatmak hiçbir şeye çözüm
değildir. Bireysel ayrıcalıklara göre yapılmayan eğitim,
yerini bulmaz. Çağın verileri ve yapısı nedeniyle bunu
kaldırabilecek ve değiştirebilecek yaratıcı insanlar
gereklidir. Bunun içinde sanat eğitiminde farklı, çağdaş,
yaratıcı, yeni yaklaşımlara gerek vardır.
Yaşama eleştirel bakmak,
bilinçli tavır alabilmek sanat eğitiminin nüvelerinden
olmalıdır. Bu, salt gördüğünü tekrarlayan, belirli beceriler
kazanan eğitim sisteminin çok ötesindedir. Sentezleyen, analiz
yapabilen, farklı ilişkilendirme ve ürün gerçekleştirebilen
öğrenci tipi farklı yöntemlerden geçer. Okullar kitap ezberi
değil, tahtaya çizilenin yinelemesi değil, kişilikli öğrenci
potansiyeli taşıyan yerler olmalıdır. Salt sanatçı olmak
amacıyla eğitim gerçekleştirilemez. Sanatı duyumsayan, sanat
yapıtını gören, bakan, alımlayan, beğenen, ya da beğenmeyen,
eleştiren insanlarda gereklidir. Sanatın yaşama katkısında
bireyin yeri ne olmalıdır, sorusuna yanıt aramak gerekir.
Beğeniden yoksun bireyler değil, kendine güvenen ve değişime
katkısı olan bireyler, yeniliğe açık kişilikler... Önemli olan
budur. Sanat eğitimi ve yaratıcılık öğretilebilir
etkinliklerdir. Ancak burada öğretmenin rolü önemlidir. Bu gün
artık bilim eğitimi kadar sanat eğitimi de ciddiye
alınmalıdır. Ama çok daha ciddiye alınması gereken yaratıcı
sürece dayalı eğitimdir. Bilim eğitimi kadar sanat eğitiminin
de gerekliliği yaratıcılığın eğitilebilir, geliştirilebilir
olmasındandır. Ve bireysel ayrıcalıklar nedeniyledir. Önemli
olan öğretmenin doğru yöntemlerle öğrenciye yaklaşmasıdır. Bu
bağlamda eğitimciye düşen görev niteliği çok önemlidir. Artık
saksıyı koy çizsinler, tahtaya örnek çiz tekrarlasın
öğrenciler, bunlar geçti ya da geçmeli, değişmeli. Bu da
mesleğin sorunlarını gençlere, çocuklara yüklemekle olmaz,
olamaz. Gelişen, değişen yapıya, çevreye koşut herkesin
değişmesi gerekiyor, eğitim yöntemlerinin de, öğretmenin de.
Öğretmen örnek olandır, bir şekilde modeldir. Bu modelin doğru
olması lazımdır. Fakat bunun, öğrencide yinelenmesi söz konusu
edilmemelidir. Tüm bunların çok geniş kapsamlı bir şekilde
gerçekleşmesi gerekir. Öğrencinin duyusal gelişimini de göz
önüne alarak salt fizik gelişiminde kalmayarak. Ama her şeyden
önce onu, bizim dışımızda bir birey, bir değer kabul ederek.
Bu, bireyden başlar toplumun kimliğine dönüşür. Çünkü çağı
yakalamak, değişime ulaşabilmek, geçmişte ve gelecekte
kalabilmek eğitimle, eğitimin oluşturduğu doğrularla,
kültürle, bilimle, sanatla kalabilir ancak. Aksi halde başka
ulusların altında yaşamakla karşı karşıya kalırız. O zaman
yaşadıklarımızı, yaptıklarımızı tekrar tekrar gözden
geçirmemiz gerekir. Öncelikle bireylerin yeri doğru
saptanmalıdır. Zeka önemlidir ama ondan daha önemli olan doğru
yerde olmaktır. Başarı buradan başlar. Sevilen, istenilen
yerde ve konuda araştırma yapma sevinciyle...
Tülay Çellek 28-03-2003 |